13 Mayıs 2008 Salı

Tabaklar gelir, tabaklar gider (Narlı, portakallı kuzu incik)


Dün sabah günümün gerçekten berbat geçeceğine inancım tamdı. Büyük bir ihtimalle kulağıma üç telefon yapışmış geçireceğim günlerden biri daha olacaktı. Tam evden çıkıyordum tahmin edeceğiniz üzere istemeye istemeye, yukarılardan bir ses geldi: “Yako Beeey!”. Döndüm baktım, alt komşumuz. “Günaydın, dedim. Nasılsınız?”. “Sizden o geçen günkü şeyin tarifini almam lazım benim.” dedi. “Hangi?” Diye sordum. “Hani o narlı etin tarifi.” dedi, göğsüm kabardı tabii ne diyeyim. Sabah sabah böyle sevimli bir istek beklemiyorsun doğal olarak. Komşuluk geleneklerini sürdürmeye hiç de gayret etmeyen apartmanımızın bu gayretli sakini, en son aşure getirmişti galiba aylar önce, tabağı bizim dolapların dibini bucağını o zamandır gezip dolaşıyordu.

Birkaç hafta önce bir akşamüstü gelen deli kuvveti, bana hem tüm evi toplatmış, hem de sonunda mutfağa girip özel bir şey pişirmem gerektiğini düşündürmüştü. Servis yaparken iki kişi için fazla pişirdiğimi görünce, en güzel tüketim yöntemini yani komşularla paylaşmayı tercih ettik. Kimbilir ne zaman gelmiş tabaklar uykuya çekildikleri raflardan sonunda çıkıp, bizim narlı, portakallı kuzu incikleri sılaya taşıdılar.

Mutfağa girmeden gurme grubuna yazmıştım, “Bu akşam bizde narlı ve portakallı fırında kuzu incik var.” diye de, “Bizim dolapta ne varsa o var bu akşam.” diye cevap gelmişti. Adı çok fiyakalı olan bizim incik de dolapta ne varsa tarzında, çok kolay hazırlanan bir yemekti aslında. İstek üzerine aşağıda emrinize amade:

MALZEMELER (dört kişi için):
4 adet kuzu incik
1 adet nar
1 adet portakal
1 adet elma
1 avuç can eriği
1 avuç cherry ya da kokteyl domates
1 avuç mantar
10-15 adet arpacık soğanı
1 baş sarmısak
10-15 adet vişne kurusu
10-15 adet yabanmersini kurusu
5 adet kayısı kurusu
1 çorba kaşığı çam fıstığı
1 tatlı kaşığı kuş üzümü
birkaç dal taze kekik
tuz, karabiber
köri, müskat, pul biber, tarçın, zencefil, biberiye

HAZIRLANIŞI:
Kemikli kuzu inciklerini, boylarını biraz geçecek derince bir fırın kabına bir ters bir düz dizin. Üstlerine yarım narın ayıkladığınız tanelerini ve filetosunu çıkarıp sekize böldüğünüz portakalı ve elmayı yerleştirin. Yıkadığınız diğer meyve ve sebzelerle, soğan ve sarmısağı doğramadan başka bir kapta baharatla da karıştırıp fırın kabına ilave edin. Fırın kabını olduğu gibi bir fırın torbasına koyarak 180 derecede ısıttığınız fırında iki saat pişirin. Her bir inciğin üzerini fırın kabında kalan sosla süsleyerek tabii ki soğutmadan servis yapın. (Yako’nun püf noktası: Ben buna benzer eklektik lezzetli yemeklerde baharatları hiçbirinin tadının bir diğerine baskın çıkmamasına gayret ediyorum. Bir de bu yemek sanıldığının aksine, tüm meyve ve sebzeler eriyip birbirlerine karıştıklarında tatlı olmasa daha iyi olur tabii. Aman dikkat, fırında marmelat ya da aşure yapmıyoruz.)

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Yolda tutmak II



Cevat Hoca'nın güzel gülümsemesini sayfanın başında bir hafta tutmak ne iyi olmuş...

Cumartesi akşamı o güzel gülümseme tüm dünyada sporseverlere bulaştı. Bir süreliğine dertlerini, dertlerimizi unutup sevindi kızlı erkekli, genci yaşlısı, züğürdü zengini. Sabaha kadar sürdü sevinçleri. Şimdi, ertesi gün, hadi birkaç gün ya da hafta daha diyelim, her yere asılı renkleri gördükçe soluk renkli hayatlarımızın dertlerinden bir süreliğine de olsa yeniden uzaklaşacaklar.

Ve sonra gene başlayacak.

Yolda tutmak demişti ya. Yolda tutma çabası...

İlk başlarda o kadar çekici gelen, şaşırtıcı renkliliği kanıksayacağız önce. Astığımız bayraklar yağmurla ıslanacak, güneşte solacak, şehrin kiriyle lekelenecek. Ve bir süre sonra bugün bize heyecan veren ter kokulu taze sımsıcak öyküler, birçokları için çok da farklı olmayacak örneğin otuzbeş sene öncesinin zafer öykülerinden.

Yolda tutmak keşke o hikâyedeki mütevazı adamın dediği kadar kolay olsaydı...

Resim Bolivya’danmış, bana gönderenin yalancısıyım. Hepimizin her gün yürümek zorunda olduğu bir Bolivya yolu yok mu sizce? Dezenformasyon çağında kimin, neyi, ne zaman, ne kadar, nasıl, hangi yolda tuttuğunu kaçımız ayırt edebiliyoruz? Peki, yolda tutanlara, ya tutamayanlara ne oluyor?

Ben ipin ucunu daha fazla kaçırmadan, meraklılarına internetten bir izinsiz apartma sunarak bitireyim, İtalyan Usulü Yengeç Çorbası tarifi. Yengecin hangi yengeç olduğunu söylemeyeceğim ama son yıllarda Akdeniz kıyılarımızda çok değerlenen mavi yengeçten çok daha koyu tonda olduğunu söyleyeyim yeter. Bu yengeç bizim o şahane pavuryanın küçüğüne derler değil mi aslında? Bu bu yazın favori yemeği olacak:

Malzemeler:

225 gr. ayıklanmış yengeç eti
1 adet orta boy domates (soyulmuş ve küp şeklinde doğranmış)
1 adet havuç
2 adet arpacık soğan
3 çorba kaşığı zeytinyağı
1,5 çorba kaşığı beyaz şarap
2 diş sarmısak
3 karanfil
1 su bardağı süt
Karabiber
Tuz

Hazırlanışı:

Yengeç etini 2 saat sütün içinde marine edin.

Şarap ve yağın dışında bütün malzemeyi tuzlu suda haşlayın, sonra tel bir süzgeçten geçirerek püre yapın.

Şarabı ve yağı püreye karıştırın. Yengeç etini pürenin içine atarak 30 dakika pişirin. Dumanı üstünde servis edin.

YIP IftIharla sundu...Müsaitseniz gene bekleriz... ya da iGoogle'la yorulmadan görün güncellemeleri!



Add to Google